Salgın hastalıkların tarihi çok eskilere dayanıyor

Salgın hastalıklar daha önce de dünyanın kapısını zaman zaman çaldı. Bu hastalıklar ülkeler arasında seyahat edenler aracılığı ile dünyayı dolaştı. Savaşa giden askerlerle birlikte ya da ticaret yolları üzerinden kıtadan kıtaya ulaştı.
Salgın hastalıkların tarihi çok eskilere dayanıyor

Aslı DİDARİ [email protected]


Salgınlara karşı alınan "hijyen önlemleri", "evde kalmak", "salgının merkezinden uzaklaşarak korunmak", "ihtiyaç malzemelerinin fahiş fiyatlarla satmak" ve "fırsattan yararlanmaya çalışmak" gibi konu başlıkları daha önce de yaşandı.

Salgınlara karşı alınan hijyen önlemleri, evde kalmak, salgının merkezinden uzaklaşarak korunmak ve ihtiyaç malzemelerinin fahiş fiyatlarla satarak fırsattan yararlanmaya çalışmak gibi konu başlıkları daha önce de yaşandı.
OSMANLI İMPARATORLUĞU SALGINLARI DA KARANTİNALARI DA YAŞADI
Üç kıtaya yayılmış Osmanlı İmparatorluğu da bu salgınlarla uzun yıllar mücadele etti. O zamanlarda da en etkili siyah “karantina”ydı. Hatta bir dönem gerekli görülmesi üzere “Karantina Nazırlığı” bile kuruldu.
OSMANLI, SALGINLAR KARŞISINDA KADERCİ DEĞİL MÜCADELECİ OLDU
Osmanlı Devleti’nin salgın hastalıklara bakış açısında, sanılanın aksine kadercilik ve teslimiyet değil, önlem alarak mücadele etmek düşüncesi hakimdi.
Fatih Sultan Mehmed’in Ege adalarından Limni’yi Venediklilerden almak istemesinin nedenlerinden birisinin adada yetişen bitkilerden ilaç yapmayı amaçlaması, bu düşüncenin kanıtlarındandır.
ÇİÇEK, KOLERA VE VEBA
Tarihe dönüp bakıldığında salgın hastalıkların dünya üzerinde en çok hatırlananı çiçek, kolera ve veba oldu.
 
(Sultanahmet’teki İbrahim Paşa Sarayı ve At Meydanı-1524)
OSMANLI DEVLETİ’NDE İLK RESMİ SALGIN 1524’TE YAŞANDI
Osmanlı Devleti’nde önceki tarihlerde görülmüş olsa da resmi olarak ilk salgın vakası Kanuni dönemine rastgelen 1524 yılında görüldü. Yeniçerilerde görülen “taun” yani “veba” ülkeye girmesin diye, askerler sınırda günlerce bekletildi. Ancak kendileri ve kıyafetleri yıkandıktan sonra ülkeye girişleri sağlandı. Tabii bu vebanın İstanbul’da ilk tanışması değildi.

(Sultanahmet’teki İbrahim Paşa Sarayı ve At Meydanı -1524)


OSMANLI İMPARATORLUĞU SALGINLARI DA KARANTİNALARI DA YAŞADI

Üç kıtaya yayılmış Osmanlı İmparatorluğu da bu salgınlarla uzun yıllar mücadele etti. O zamanlarda da en etkili siyah “karantina”ydı. Hatta bir dönem gerekli görülmesi üzerine “Karantina Nazırlığı” bile kuruldu.

OSMANLI, SALGINLAR KARŞISINDA KADERCİ DEĞİL MÜCADELECİ OLDU

Osmanlı Devleti’nin salgın hastalıklara bakış açısında, sanılanın aksine kadercilik ve teslimiyet değil, önlem alarak mücadele etmek düşüncesi hakimdi. Örneğin, Fatih Sultan Mehmed’in Ege adalarından Limni’yi Venediklilerden almak istemesinin nedenlerinden birisi de adada yetişen bitkilerden ilaç yapmak istemesiydi.

ÇİÇEK, KOLERA VE VEBA

Tarihe dönüp bakıldığında, salgın hastalıkların dünya üzerinde en çok hatırlananı çiçek, kolera ve veba oldu.

OSMANLI DEVLETİ’NDE İLK RESMİ SALGIN 1524’TE YAŞANDI

Osmanlı Devleti’nde önceki tarihlerde görülmüş olsa da resmi olarak ilk salgın vakası Kanuni dönemine giren 1524 yılında görüldü. Yeniçerilerde görülen “taun” yani “veba” ülkeye girmesin diye, askerler sınırda günlerce bekletildi. Ancak kendileri ve kıyafetleri yıkandıktan sonra ülkeye girişlerine izin verildi. Tabii bu vebanın İstanbul’la ilk tanışması değildi.

(Halkın temizlik ihtiyacını gidermek için 1’inci Mahmut tarafında  Yerebatan Caddesi’nde yapılan Coğaloğlu Hamamı-1741)
17’NCİ YÜZYILDA AVRUPA’DA YAŞANAN SALGININ SONUÇLARI YIKICI OLDU
17’nci yüzyılda Avrupa’da etkili olan veba salgını, binlerce insanın ölmesine ve nerede ise hayatın durmasına neden oldu. 
1750’DEKİ SALGINI EVLİYA ÇELEBİ, ESERİNDE ANLATTI
Evliya Çelebi, Seyahatnamesindeki notları arasında 1750 yılında 3 ay boyunca İstanbul’da veba salgınından, günde yaklaşık 1.000-1.200 kişinin hayatını kaybettiği yazdı.

(Halkın temizlik ihtiyacını gidermek için 1’inci Mahmut tarafından Yerebatan Caddesi’nde yaptırılan Coğaloğlu Hamamı -1741)

17’NCİ YÜZYILDA AVRUPA’DA YAŞANAN SALGININ SONUÇLARI YIKICI OLDU

17’nci yüzyılda Avrupa’da etkili olan veba salgını, binlerce insanın hayatını kaybetmesine ve nerede ise hayatın durmasına neden oldu.

1750’DEKİ SALGINI, EVLİYA ÇELEBİ, ESERİNDE ANLATTI

Evliya Çelebi, Seyahatnamesindeki notları arasında 1750 yılında 3 ay boyunca İstanbul’da veba salgınından, günde yaklaşık 1.000 ila 1.200 kişinin hayatını kaybettiği yazılı.

(Büyükçekmece Köprüsü-1770)
6 YIL SÜREN VEBA SALGINI 1778’DE BİTTİ
İstanbul’da 1773’ten 1778’e kadar süren veba salgını 6 yıl yaşandı. Salgından kaçmak isteyen, Galata ve Pera’da yaşayan Avrupalı birçok tüccar ve diplomat Büyükdere ve Tarabya gibi Boğaziçi köylerine sığınarak kendilerini korumaya çalıştı.  
O yıllarda İstanbul’da etkili olan bu saygın o kadar kuvvetliydi ki aynı zamanda Edirne, Bursa ve Selanik’te de yaşandı.

(Büyükçekmece Köprüsü -1770)

6 YIL SÜREN VEBA SALGINI 1778’DE BİTTİ

İstanbul’da 1773’ten 1778’e kadar süren veba salgını 6 yıl sürdü. Salgından kaçmak isteyen, Galata ve Pera’da yaşayan Avrupalı birçok tüccar ve diplomat Büyükdere ve Tarabya gibi Boğaziçi köylerine sığınarak kendilerini korumaya çalıştı. O yıllarda İstanbul’da etkili olan bu salgın o kadar kuvvetliydi ki aynı zamanda Edirne, Bursa ve Selanik’te de yaşandı.

(Osmanlı-Rus Savaşı bitince İstanbul’daki sevinç gösterileri-1812)
1812’DEKİ VEBA SALGINI İSTANBUL’DA 1 YILI AŞKIN DEVAM ETTİ
İstanbul’da 1811 yılının sonlarında ortaya çıkan bu salgın, 1813 yılının başlarında bitti. 
İzmir’den gelen bir ticaret gemisi yüzünden İstanbul’da veba salgını baş gösterince, kısa sürede 3 bin kişi öldü. 
KITLIK YAŞANDI
1811-1812 yılları arısındaki veba salgını İstanbul’da birçok sıkıntının yaşanmasına neden oldu. Yiyecek, yakacak gibi temel ihtiyaçlarda kıtlık yaşandı. 
OSMAN DEVLETİ’NİN ÖNLEMİ EVDE KALMAK OLDU
Vakanüvis ve hekim Şanizade Ataullah Efendi, İstanbul’da baş gösteren bu veba salgını sırasında ailesiyle birlikte evine kapandı. Hastalığa karşı tedbir alınması ve bu doğrultuda özellikle “tecrit” uygulanmasına gidilmesi gerektiği konusunda uyarıda bulundu.

(Osmanlı-Rus Savaşı bitince İstanbul’daki sevinç gösterileri -1812)

1812’DEKİ VEBA SALGINI İSTANBUL’DA 1 YILI AŞKIN DEVAM ETTİ

İstanbul’da 1811 yılının sonlarında ortaya çıkan bu salgın, 1813 yılının başlarında bitti. İzmir’den gelen bir ticaret gemisi yüzünden İstanbul’da veba salgını baş gösterince, kısa sürede 3 bin kişi hayatını kaybetti.

KITLIK KAPIYA DAYANDI

1811-1812 yılları arasındaki veba salgını İstanbul’da birçok sıkıntının yaşanmasına neden oldu. Yiyecek, yakacak gibi temel ihtiyaçlarda kıtlık yaşandı.

OSMAN DEVLETİ’NİN ÖNLEMİ EVDE KALMAK OLDU

Vakanüvis ve hekim Şanizade Ataullah Efendi, İstanbul’da baş gösteren veba salgını sırasında ailesiyle birlikte evine kapandı. Hastalığa karşı tedbir alınması ve bu doğrultuda özellikle “tecrit” uygulanmasına gidilmesi gerektiği konusunda uyarılarda bulundu.

(Galata)
GALATA VE BEYOĞLU HİJYENDEN UZAKTI
İstanbul, Galata, Beyoğlu ve eski adı Tatavla olan Kurtuluş, hijyen eksikliğinin hissedildiği ve vebanın yoğun olarak yaşandığı yerlerdi. Salgın ilk önce burada gündeme geldi. Sonra Fener ve Kumkapı’ya sıçradı. Bunun üzerine evlerde ve çevrede büyük bir temizliğe girildi. Bekar odaları kapatıldı.
VEBA BAHAR AYLARINDA COŞTU
İstanbul’da veba genel olarak bahar aylarının gelmesiyle birlikte görülmeye başlardı. Sıcak ve nemli ortamlarda çoğalma imkanı bulan mikroplardan ve başka canlılara bulaşmasına vesile olan pirelerin çoğalmasından dolayı veba, yaz aylarında en üst noktaya ulaşır, kış aylarının başlamasıyla birlikte ise sona ererdi.

(Galata)

GALATA VE BEYOĞLU HİJYENDEN UZAKTI

İstanbul, Galata, Beyoğlu ve eski adı "Tatavla" olan Kurtuluş semtlleri hijyen eksikliğinin hissedildiği ve vebanın yoğun olarak yaşandığı yerlerdi. Salgın ilk önce burada gündeme geldi. Sonra Fener ve Kumkapı’ya sıçradı. Bunun üzerine evlerde ve çevrede büyük bir temizliğe girildi. Bekar odaları kapatıldı.

VEBA BAHAR AYLARINDA COŞARDI

İstanbul’da veba, genel olarak bahar aylarının gelmesiyle birlikte görülmeye başlardı. Veba, sıcak ve nemli ortamlarda çoğalma imkanı bulan mikroplardan ve pirelerin çoğalmasından dolayı, yaz aylarında en üst noktaya ulaşır, kış aylarının başlamasıyla birlikte sona ererdi.

İNSANLAR ŞEHRİN DIŞINA TAŞINDI
İstanbul’da 1812 yılı boyunca şiddetli bir şekilde hissedilen veba salgını süresince insanlar, hastalığın etkisi azalana kadar şehrin dışlarına doğru yerleşerek, salgından kendilerini ve ailelerini korunmaya çalıştı.

İNSANLAR ŞEHRİN DIŞINA TAŞINDI

İstanbul’da 1812 yılı boyunca şiddetli bir şekilde hissedilen veba salgını süresince insanlar, hastalığın etkisi azalana kadar şehrin sınırına yakın bölgelere yerleşerek, korunmaya çalıştı.

(İstanbul sokaklarında çöplerin birikmesi üzerine temizlik işini ihmal edenlere ağır ceza verileceği bildirildi.-1813)
KENT TEMİZLİĞİ İÇİN İMAMLARDAN VE BEKÇİLERDEN YARDIM İSTENDİ
İstanbul’da çıkartılar iki fermanda, kent temizliğinin ihmal edildiği, pis suların döküldüğü sokaklarda ve çadırlarda, çöplerle birlikte hayvan leşlerinin görüldüğünü belirterek, mahalle imamları ve bekçilerine şiddetle tembihte bulunması istenerek, temizlik işini ihmal edenlere ağır cezalar verileceği bildirildi.
1821’DEKİ VEBA SALGININDAN KORUNMAK İÇİN YASAKLAR UYGULANDI
1821’deki veba salgınında alınan tedbirlerle günümüzde yaşadığımız koronavirüsün yayılmaması için alınan tedbirler birbirini çok andırıyor.
Veba salgınının kapımızı çaldığı 1821 yılının Ramazan ayında, aynı bugün olduğu gibi İstanbul’da halkın bir araya gelmemesi için tedbirler alınmış, bu doğrultuda bazı etkinlikler iptal edilmişti.

(İstanbul sokaklarında çöplerin birikmesi üzerine temizlik işini ihmal edenlere ağır ceza verileceği bildirildi. -1813)

KENT TEMİZLİĞİ İÇİN İMAMLARDAN VE BEKÇİLERDEN YARDIM İSTENDİ

İstanbul’da çıkartılan iki fermanda, kent temizliğinin ihmal edildiği, pis suların döküldüğü sokaklarda ve çadırlarda, çöplerle birlikte hayvan leşlerinin görüldüğünü belirterek, mahalle imamları ve bekçilerine tembihte bulunması istenilerek, temizlik işini ihmal edenlere ağır cezalar verileceği bildirildi.

1821’DEKİ VEBA SALGININDAN KORUNMAK İÇİN YASAKLAR UYGULANDI

1821’deki veba salgınında alınan tedbirlerle günümüzde yaşadığımız koronavirüsün yayılmaması için alınan tedbirler birbirini çok andırıyor. Veba salgınının kapımızı çaldığı 1821 yılının Ramazan ayında, aynı bugün olduğu gibi İstanbul’da halkın bir araya gelmemesi için tedbirler alınmış, bu doğrultuda bazı etkinlikler iptal edilmişti.

RAMAZANDA DAVULCULAR YASAKLANDI
Ramazan ayında geceleri bekçilerin davul çalması, kahvehanelerde tavla, dama benzeri oyunlar oynanması ve meddahların hikayeler anlatarak etraflarında seyircilerin toplanması gibi köklü gelenekler yasaklanmıştı. 
İstanbul’da etkili olan 1836-1837 yıllarındaki veba salgınında yaklaşık olarak 25 bin kişinin öldüğü tahmin ediliyor.
BEYOĞLU SOKAKLARINDA MUŞAMBA İLE DOLAŞANLAR
Bu salgın döneminde, Beyoğlu sokaklarında yabancıların siyah muşambalar giyerek dolaşmaya başladığına tanık olundu. 
1834 yılında söz konusu hastalığın tedavisinde kullanılmak üzere başarılı sonuçlar sağlayan bir “yakı”nın 2’nci Mahmud’un başhekimi Ahmed Necib Efendi tarafından geliştirildiği biliniyor.
İLK RESMİ KARANTİNA 1838’DE
Osmanlı Devleti tarihinde ilk kez, 2’nci Mahmut döneminde 1838 yılında resmi olarak karantina kararı alındı. Bir yıl sonra 1839 yılında “Karantina Nazırlığı” kuruldu.
GEMİLER BEKLETİLDİKTEN SONRA GEÇİŞİNE İZİN VERİLDİ
Karantina kararı gereğince Avrupa’dan gelen gemiler Çanakkale Boğazı’nda, Asya’dan gelen gemiler ise Kızıldeniz’de belli bir süre bekletilmeden geçişlerine izin verilmedi. 
Alınan önlemler sonucunda 1840 ve 1844 yılları arasında veba salgını gerilemiş olsa da bu tarihlerden sonra yine patlak verdi. 
HAÇ’TAN GELENLER KARANTİNAYA ALINDI
Bu dönemden sonra özellikle Haç’tan gelen kişilerin karantinada belli bir süre tutulduktan sonra evlerine gitmelerine izin verildi.
VEBA SALGINI EKONOMİYE ETKİ ETTİ
Veba salgınında ölenlerin büyük çoğunluğunu Gayrimüslimler oluşturdu.  Bu da cizye gelirlerinde yani ülkede yaşayan Müslüman olmayanlardan alınan vergide ciddi anlamda bir düşüş yaşandı. İstanbul ekonomisi üzerinde birçok farklı düzlemlerde gerçekleşen etkileri oldu. 
VERGİ MÜKELLEFLERİ AZALDI
Cizyeye tabi vergi mükellefleri yani Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler özellikle Mudanya, Tuzla, Gemlik taraflarındaki kasaba ve köyler ile Tekfurdağı, Malkara, Keşan, İpsala, İnöz, Şarköy, Gelibolu civarlarına yerleşmeyi tercih ettiler. İstanbul cizyesi kesintiye uğradı.

RAMAZANDA DAVULCULARIN ÇALIŞMASI YASAKLANDI

Ramazan ayında geceleri bekçilerin davul çalması, kahvehanelerde tavla, dama benzeri oyunlar oynanması ve meddahların seyircilere hikaye anlatmaları gibi köklü gelenekler yasaklandı. İstanbul’da 1836-1837 yıllarında etkili olan veba salgınında yaklaşık olarak 25 bin kişinin öldüğü tahmin ediliyor.

BEYOĞLU SOKAKLARINDA MUŞAMBA İLE DOLAŞANLAR

Bu salgın döneminde, Beyoğlu sokaklarında yabancıların siyah muşambalar giyerek dolaşmaya başladığına tanık olundu.

1834 yılında söz konusu hastalığın tedavisinde kullanılmak üzere bir “yakı”nın 2’nci Mahmud’un başhekimi Ahmed Necib Efendi tarafından geliştirildi.

İLK RESMİ KARANTİNA 1838’DE

Osmanlı Devleti tarihinde ilk kez, 2’nci Mahmut döneminde 1838 yılında resmi olarak karantina kararı alındı. Bir yıl sonra 1839 yılında “Karantina Nazırlığı” kuruldu.

GEMİLER BEKLETİLDİKTEN SONRA GEÇİŞİNE İZİN VERİLDİ

Karantina kararı gereğince Avrupa’dan gelen gemiler Çanakkale Boğazı’nda, Asya’dan gelen gemiler ise Kızıldeniz’de belli bir süre bekletildikten sora geçişlerine izin verildi. Alınan önlemler sonucunda 1840 ve 1844 yılları arasında veba salgını gerilemiş olsa da bu tarihlerden sonra yine patlak verdi.

HAC’DAN GELENLER KARANTİNAYA ALINDI

Bu dönemden sonra özellikle Hac’dan gelen kişilerin karantinada belli bir süre tutulduktan sonra evlerine gitmelerine izin verildi.

VEBA SALGINI EKONOMİYE ETKİ ETTİ

Veba salgınında hayatını kaybedenlerin büyük çoğunluğunu Gayrimüslimler oluşturdu. Bundan dolayı "cizye" gelirlerinde yani ülkede yaşayan Müslüman olmayanlardan alınan vergide ciddi anlamda bir düşüş yaşandı. İstanbul ekonomisi üzerinde birçok farklı düzlemlerde gerçekleşen etkileri oldu.

VERGİ MÜKELLEFLERİ AZALDI

Cizyeye tabi vergi mükellefleri yani Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler özellikle İstanblu'un civarlarına yerleşmeyi tercih etti. Böylelikle İstanbul cizyesi kesintiye uğradı.

(Yeniçeriler)
DEVLET, CİZYE ALMAK İÇİN MÜDAHALEDE ETTİ
Vergi gelirleri kesilmesin diye tahsilat işlerinin yalnızca İstanbul cizyedarının yani alınan cizyenin toplanmasıyla görevli memurun göndereceği görevliler tarafından yapılabileceği konusunda bir karar alındı.
CİZYEDARLIK CAZİBESİNİ YİTİRDİ
Vergi gelirinin azalması karşısında bir süre İstanbul cizyedarlığına kimse talep olmak istemedi. 
HARÇLAR KALDIRILDI
1813 yılına ait cizyeyle ilgili gerekli kağıt masraflarının yanı sıra, berat harcı ve muhasebe harcı adıyla bilinen harçların kaldırılmasına dair bir kararın yürürlüğe sokuldu.
VEFAT EDENLERİN MALI, BİLDİRİLMİYORDU
Salgının ekonomiyi ilgilendiren bir başka boyutu da söz konusu hastalıktan dolayı vefat edenlerin eğer varisi yoksa mallarının devlete kalması için haber verilmemesiydi.
Dolayısı ile devlet ve vakıf açısından gelir kaybı söz konusu oldu. 
Bunun önüne geçmek için vebadan dolayı vefat edenlerin ellerindeki mallarla ilgili olarak Defterdar Efendi’ye haber verilmesi gerektiği konusu hükme bağlandı. 
HABER VEREN ÖDÜLLENDİRİLDİ
Bu gibi durumlar söz konusu olduğunda devlet görevlilerine haber veren kimselerin ödüllendirilmesine karar verildi.
MEZARCILAR KAZANDI VE FAHİŞ FİYATLAR ORTAYA ÇIKTI
İstanbul’u teslim alan veba salgınından dolayı 1812 yılı boyunca günde yaklaşık olarak 2 bin cenaze defnediliyordu. Veba yüzünden gerçekleşen ölümler, mezarcılar ile kefen satıcılarını kapsayan yeni bir ekonomik alan oluşturmaya başladı. 
MEZARLIKLAR FAHİŞ FİYATLARLA SATILDI
Bu durum özellikle cenaze işlerini halletmeye çalışan fakir kimselerin fahiş fiyatlarla karşı karşıya kalarak mağdur olmalarına neden oldu. 
DEVLET FAİŞ FİYATLA MÜCADELE BAŞLATTI
Devlet bu mağduriyetlere engel olmak amacıyla fermanlar çıkartarak, uygulanmak üzere yani Eyüp, Üsküdar ve Galata mahkemelerine gönderdi. 
Durumu teftiş etmek için dönemin yetkilileri, kıyafet değiştirerek mezarlık ziyaretine çıktı. 
Esnaftan ölen kimseler olduğunda arkadaşları, meslektaşlarının cenazelerini kaldırmaktan dükkanlarını açamaz hale geldi.

(Yeniçeriler)

DEVLET, CİZYE ALMAK İÇİN DEVREYE GİRDİ

Vergi gelirleri kesilmesin diye tahsilat işlerinin yalnızca İstanbul cizyedarı tarafından yapılabileceği konusunda bir karar alındı.

CİZYEDARLIK CAZİBESİNİ YİTİRDİ

Vergi gelirinin azalınca bir süre İstanbul cizyedarlığına kimse talip olmak istemedi.

HARÇLAR KALDIRILDI

1813 yılına ait cizyeyle ilgili gerekli kağıt masraflarının yanı sıra, "berat harcı" ve "muhasebe harcı" adıyla bilinen harçların kaldırılmasına dair bir kararın yürürlüğe sokuldu.

VEFAT EDENLERİN MALI, BİLDİRİLMİYORDU

Osmanlı'da vefat edenlerin eğer varisi yoksa malları devlete kalıyordu. Salgın sırasında bu durumda olup hayatını kaybedenler ise devlete haber verilmiyordu. Dolayısı ile devlet ve vakıf açısından gelir kaybı söz konusu oldu. Bunun önüne geçmek için vebadan dolayı vefat edenlerin ellerindeki mallarla ilgili olarak Defterdar Efendi’ye haber verilmesi gerektiği konusu hükme bağlandı.

HABER VEREN ÖDÜLLENDİRİLDİ

Bu gibi durumlar söz konusu olduğunda devlet görevlilerine haber veren kimselerin ödüllendirilmesine karar verildi.

MEZARCILAR KAZANDI, FAHİŞ FİYATLAR ORTAYA ÇIKTI

İstanbul’u teslim alan veba salgınından dolayı 1812 yılı boyunca günde yaklaşık olarak 2 bin cenaze defnediliyordu. Veba yüzünden gerçekleşen ölümler, mezarcılar ile kefen satıcılarını kapsayan yeni bir ekonomik alan oluşturmaya başladı.

MEZARLIKLAR FAHİŞ FİYATLARLA SATILDI

Bu durum özellikle halkın fahiş fiyatlarla karşı karşıya kalarak mağdur olmasına neden oldu.

(Tophane yangınında birçok eser yıkıldı. 1823)
YAĞMALAR ARTTI
Şehirde söz konusu hastalıktan dolayı ortaya çıkan kargaşa ortamından faydalanarak yağmacılık eden kimseleri de yine veba ekonomisinin kazananları olarak tespit etmek mümkün.

(Tophane yangınında birçok eser yıkıldı. -1823)

YAĞMALAR ARTTI

Şehirde söz konusu hastalıktan dolayı ortaya çıkan kargaşa ortamından faydalanarak yağmacılık yapanlar da veba ekonomisinin kazananlarından oldu.

DEVLET, CİZYE ALMAK İÇİN MÜDAHALEDE ETTİ
Vergi gelirleri kesilmesin diye tahsilat işlerinin yalnızca İstanbul cizyedarının yani alınan cizyenin toplanmasıyla görevli memurun göndereceği görevliler tarafından yapılabileceği konusunda bir karar alındı.
CİZYEDARLIK CAZİBESİNİ YİTİRDİ
Vergi gelirinin azalması karşısında bir süre İstanbul cizyedarlığına kimse talep olmak istemedi. 
HARÇLAR KALDIRILDI
1813 yılına ait cizyeyle ilgili gerekli kağıt masraflarının yanı sıra, berat harcı ve muhasebe harcı adıyla bilinen harçların kaldırılmasına dair bir kararın yürürlüğe sokuldu.
VEFAT EDENLERİN MALI, BİLDİRİLMİYORDU
Salgının ekonomiyi ilgilendiren bir başka boyutu da söz konusu hastalıktan dolayı vefat edenlerin eğer varisi yoksa mallarının devlete kalması için haber verilmemesiydi.
Dolayısı ile devlet ve vakıf açısından gelir kaybı söz konusu oldu. 
Bunun önüne geçmek için vebadan dolayı vefat edenlerin ellerindeki mallarla ilgili olarak Defterdar Efendi’ye haber verilmesi gerektiği konusu hükme bağlandı. 
HABER VEREN ÖDÜLLENDİRİLDİ
Bu gibi durumlar söz konusu olduğunda devlet görevlilerine haber veren kimselerin ödüllendirilmesine karar verildi.
MEZARCILAR KAZANDI VE FAHİŞ FİYATLAR ORTAYA ÇIKTI
İstanbul’u teslim alan veba salgınından dolayı 1812 yılı boyunca günde yaklaşık olarak 2 bin cenaze defnediliyordu. Veba yüzünden gerçekleşen ölümler, mezarcılar ile kefen satıcılarını kapsayan yeni bir ekonomik alan oluşturmaya başladı. 
MEZARLIKLAR FAHİŞ FİYATLARLA SATILDI
Bu durum özellikle cenaze işlerini halletmeye çalışan fakir kimselerin fahiş fiyatlarla karşı karşıya kalarak mağdur olmalarına neden oldu. 
DEVLET FAİŞ FİYATLA MÜCADELE BAŞLATTI
Devlet bu mağduriyetlere engel olmak amacıyla fermanlar çıkartarak, uygulanmak üzere yani Eyüp, Üsküdar ve Galata mahkemelerine gönderdi. 
Durumu teftiş etmek için dönemin yetkilileri, kıyafet değiştirerek mezarlık ziyaretine çıktı. 
Esnaftan ölen kimseler olduğunda arkadaşları, meslektaşlarının cenazelerini kaldırmaktan dükkanlarını açamaz hale geldi.

DEVLET FAHİŞ FİYATLA MÜCADELE BAŞLATTI

Devlet bu mağduriyetlere engel olmak amacıyla fermanlar çıkartarak, uygulanmak üzere Eyüp, Üsküdar ve Galata mahkemelerine gönderdi. Durumu denetlemek için dönemin yetkilileri, kıyafet değiştirerek mezarlık ziyaretine çıktı. Esnaftan ölen kimseler olduğunda arkadaşları, meslektaşlarının cenazelerini kaldırmaktan dükkanlarını açamaz hale geldi.

(1841)
BEKAR ODALARI YIKILDI, MEKANSAL DÖNÜŞÜM YAŞANDI
Vebadan duyulan korkuyla birlikte bekar odaları yıkıldı, buralarda yaşayan yoksul insanlar mağdur oldu. Diğer yandan yıkılan bekar odalarının yerine mağaza açılması yeni ekonomik imkanlar oluşturdu.

(1841)

BEKAR ODALARI YIKILDI, YERLERİNE MAĞAZALAR AÇILDI

Vebadan duyulan korkuyla birlikte bekar odaları yıkıldı, buralarda yaşayan yoksul insanlar mağdur oldu. Diğer yandan yıkılan bekar odalarının yerine mağaza açılması ekonomik hareketlilik oluşturdu.

(Galata)
ABDÜLHAMİD VİRÜS İLE MÜCARDELEDE KARARLIYDI
Osmanlı’daki mikrobiyoloji çalışmalarının geçmişi çiçek aşısı çalışmalarıyla başladı. 2’nci Abdülhamid döneminde çok önemli uzmanlık alanlarından birisi haline geldi. İstanbul’da büyük bir kolera salgınının çıkması üzerine, Abdülhamid Han, bu ölümcül hastalık için çeşitli tedbirlere başvurdu.

(Galata)

ABDÜLHAMİD VİRÜS İLE MÜCADELEDE KARARLIYDI

Osmanlı’daki mikrobiyoloji çalışmalarının geçmişi çiçek aşısı çalışmalarıyla başladı. 2’nci Abdülhamid döneminde çok önemli uzmanlık alanlarından birisi haline geldi. İstanbul’da büyük bir kolera salgınının çıkması üzerine, Abdülhamid Han, bu ölümcül hastalık için çeşitli tedbirlere başvurdu.

(Louis Pasteur)
PASTEUR, ABDÜLHAMİD’İN DİKKATİNİ ÇEKTİ
Louis Pasteur, 27 Ekim 1885 tarihinde Paris Tıp Akademisi’nde “Isırıldıktan Sonra Kuduzdan Korunma” adlı bir bildiri yayınladı. Bu bildiride kuduz virüsü bulaşmış olsa bile kişinin tedavi edilebileceğini iddia ediliyordu. Aynı bildirinin 31 Ekim tarihinde İstanbul’da da yayınlanmış olması, bir anda Abdülhamid’in dikkatini bu bilim insanına çevirmesini sağladı.
TÜRKİYE’DE KUDUZ AŞILARI YAPIMI BAŞLADI
Pasteur ile temas kurup, bilimsel çalışmalar yürütmek üzere yaklaşık 6 ay boyunca Paris’te kalan heyet, ülkeye döndükten sonra “Dar’ül Kelb Ameliyathanesi”nde kuduz aşıları yapmaya başladı.

(Louis Pasteur)

PASTEUR, ABDÜLHAMİD’İN DİKKATİNİ ÇEKTİ

Louis Pasteur, 27 Ekim 1885 tarihinde Paris Tıp Akademisi’nde “Isırıldıktan Sonra Kuduzdan Korunma” adlı bir bildiri yayınladı. Bu bildiri, kuduz virüsü bulaşmış olsa bile kişinin tedavi edilebileceğini söylüyordu. Aynı bildirinin 31 Ekim tarihinde İstanbul’da da yayınlanmış olması, bir anda Abdülhamid’in dikkatinin bu bilim insanına çevirmesini sağladı.

TÜRKİYE’DE KUDUZ AŞISI YAPIMI BAŞLADI

Pasteur ile temas kurup, bilimsel çalışmalar yürütmek üzere yaklaşık 6 ay boyunca Paris’te kalan heyet, ülkeye döndükten sonra “Dar’ül Kelb Ameliyathanesi”nde kuduz aşıları yapmaya başladı.

(Dar’ül Kelb Ameliyathanesi-1887)
1891’DE MÜFREDATA “BAKTERİYOLOJİ” DERSİ KONULDU
Abdülhamid Han, 1891 yılında tıp üniversitelerinin yani o zamanki adıyla mekteplerinin müfredatına “bakteriyoloji” adıyla bir ders koydurttu. Bundan sonra 1893 tarihinde aynı ders Veteriner Mektepleri’nde de okutulmaya başlatıldı.
1893’DEKİ KOLERA SALGINI BİLİMSEL ARAŞTIRMALARIN BAŞLANGICI OLDU
Fransız uzman Dr. Andre Chantemesse İstanbul’a getirildi. Chantemesse, İstanbul’da kaldığı 3 ay boyunca kolera salgınıyla ilgili ciddi çalışmalar yaptı. Padişahın “İstanbul’da bir mikrobiyoloji laboratuvarı kurun” teklifi üzerine de kendisinin kalamayacağını ancak yine bir Fransız uzman olan Dr. Maurice Nicolle’ü tavsiye edebileceğini ifade etti.

(Dar’ül Kelb Ameliyathanesi -1887)

1891’DE MÜFREDATA “BAKTERİYOLOJİ” DERSİ KONULDU

Abdülhamid Han, 1891 yılında tıp üniversitelerinin yani o zamanki adıyla mekteplerinin müfredatına “bakteriyoloji” adıyla bir ders koydurttu. Bundan sonra 1893 tarihinde aynı ders Veteriner Mektepleri’nde de okutulmaya başladı.

1893’DEKİ KOLERA SALGINI BİLİMSEL ARAŞTIRMALARIN BAŞLANGICI OLDU

Fransız uzman Dr. Andre Chantemesse İstanbul’a getirildi. Chantemesse, İstanbul’da kaldığı 3 ay boyunca kolera salgınıyla ilgili ciddi çalışmalar yaptı. Padişahın “İstanbul’da bir mikrobiyoloji laboratuvarı kurun.” teklifi üzerine, bu görevi yerine getirmek için Fransız uzman Dr. Maurice Nicolle’ü tavsiye etti.

(Maurice Nicolle) 
OSMANLI'NIN İLK MİKROBİYOLOJİ LABORATUVARI: BAKTERİYOLOJİHANE-İ OSMANİ
Abdülhamid, Dr. Nicolle’le temasa geçti ve bu uzman da aynı yıl İstanbul’a getirtildi. Kendisine Gülhane Tıbbiye Mektebi civarında bir bina tahsis edilen Nicolle, Türk tarihinin bu ilk mikrobiyoloji laboratuvarında çalışmalarına başladı.
“Bakteriyolojihane-i Osmani” adını taşıyan bu kurum, daha sonra binanın yetersiz olması ve mikrobiyoloji çalışmalarının kapsamının artmasından ötürü, Nişantaşı’ndaki Süleyman Paşa Konağı’na nakledildi.

(Maurice Nicolle)

OSMANLI'NIN İLK MİKROBİYOLOJİ LABORATUVARI: BAKTERİYOLOJİHANE-İ OSMANİ

Abdülhamid, Dr. Nicolle’le temasa geçti ve bu uzman İstanbul’a getirtildi. Kendisine Gülhane Tıbbiye Mektebi civarında bir bina tahsis edilen Nicolle, Türk tarihinin bu ilk mikrobiyoloji laboratuvarında çalışmalarına başladı. “Bakteriyolojihane-i Osmani” adını taşıyan bu kurum, daha sonra binanın yetersiz olması ve mikrobiyoloji çalışmalarının kapsamının artmasından ötürü, Nişantaşı’ndaki Süleyman Paşa Konağı’na nakledildi.

OSMANLI’DA İLK BİLİMSEL ARAŞTIRMA KURUMU
(Veteriner bakteriyolog kolağası Mustafa Adil Bey ile eşi Nezihe Hanım evlerinin bahçesinde)
Nicolle’ün öncülüğünde 1894’te Nişantaşı’nda kurulan Bakteriyolojihane-i Osmani, ülkemiz tarihindeki ilk modern bilimsel araştırma kurumu oldu.  Veteriner bakteriyolog Mustafa Adil Bey de bu kurumda önemli bilimsel araştırmalar yaptı.

(Veteriner Bakteriyolog Kolağası Mustafa Adil Bey ile eşi Nezihe Hanım evlerinin bahçesinde)

OSMANLI’DA İLK BİLİMSEL ARAŞTIRMA KURUMU

Nicolle’ün öncülüğünde 1894’te Nişantaşı’nda kurulan Bakteriyolojihane-i Osmani, ülkemiz tarihindeki ilk modern bilimsel araştırma kurumu oldu. Veteriner bakteriyolog Mustafa Adil Bey de bu kurumda önemli bilimsel araştırmalar yaptı.

(Pasteur Enstitüsü’nün Paris’te bulunan, günümüzde de mevcut olan binasının yan kapısı önünde çekilmiş bir fotoğraf. Ayıkta sağ başta Mustafa Adil Bey, oturanlardan ortadaki Maurice Nicolle’ün kardeşi ve Charles Nicolle.)

(Pasteur Enstitüsü’nün Paris’te bulunan, binasının önünde. Ayakta sağ başta Mustafa Adil Bey, oturanlardan ortadaki Maurice Nicolle’ün kardeşi Charles Nicolle.)

(Fransız Pastör Hastanesi İstanbul’da hizmete açıldı-4 Ocak 1896)
FRANSIZ VEBA HASTANESİ VARDI
Osmanlı’da ilk yabancı özel hastane olan Fransız Pastör Hastanesi, Taksim Elmadağ’da 2’nci Abdülhamit tarafından hediye edilen arsa üzerine yapıldı ve hizmete açıldı. Elmadağ’daki araziye, hasta denizciler için 1719 yılında barakadan, mütevazı bir hastane yaptırılmıştı. Daha sonra Fransız Veba Hastanesi adını alan hastanenin arsasını 2’nci Abdülhamit Fransızlara bağışladı. 1896 yılında baraka yıkılıp bugünkü bina inşa edildi. Konforlu odaları ve zamanın en modern teknolojisiyle önemli sağlık merkezleri arasında sayılan hastane, 1925’te Fransız Pastör (Pasteur) Hastanesi adını aldı. 1991 yılında faaliyetine son verildi.

(Fransız Pastör Hastanesi İstanbul’da hizmete açıldı. -4 Ocak 1896)

FRANSIZ VEBA HASTANESİ VARDI

Osmanlı’da ilk yabancı özel hastane olan Fransız Pastör Hastanesi, 1719 yılında, Taksim Elmadağ’da 2’nci Abdülhamit tarafından hediye edilen arsa üzerine, hasta denizciler için barakadan, mütevazı bir hastane yapıldı.

Daha sonra Fransız Veba Hastanesi adını alan hastanenin arsasını 2’nci Abdülhamit Fransızlara bağışladı.

1896 yılında baraka yıkılıp, bugünkü bina inşa edildi.

Hastane, 1925’te Fransız Pastör (Pasteur) Hastanesi adını aldı. 1991 yılında ise faaliyetine son verildi.

(Kızılay’ın Erzincan Hastanesi laboratuvarındaki kolera çalışmalarından (1916). Sağdan sola: Sertabip Bakteriyolog Server Kamil, Dr. Nuri Ali, Dr. Subhi Fahri. (Kızılay Fotoğraf Arşivi)

(Kızılay’ın Erzincan Hastanesi laboratuvarındaki kolera çalışmalarından. Sağdan sola: Sertabip Bakteriyolog Server Kamil, Dr. Nuri Ali, Dr. Subhi Fahri. -Kızılay Fotoğraf Arşivi -1916)

(Deniz Hastanesi-1938)

(Deniz Hastanesi -1938)